Öğrenilmiş Çaresizlik: Covid-19 Pandemi Süreci
Yazanlar: Cansu Güney/ Şeyda Kutsal Kuru
“Kendi kaderimi kendim seçmek yerine her zamanki gibi olacakları görmek için bekliyordum.”
Irvin D. Yalom/Her Gün Biraz Daha Yakın
Cam fanusun içinde bir hayvan düşünelim… tekrar tekrar kaçamayacağı bir tehdite maruz kalan ve bir süre sonra canı pahasına mücadele etmekten vazgeçen… bahsi geçen bu hayvan, belki de defalarca kaçma şansları sunulmasına rağmen, en sonunda öğrenilmiş çaresizlikle bu tehditten kaçmaya çalışmayı bırakıp durumu değiştirmek için tamamen çaresizmiş gibi davranacak. Bu bağlamda ele alındığında ‘öğrenilmiş çaresizlik’ kavramı hayvan psikolojisi ile ilişkili gibi gözükse de aslında biz insanlar için oldukça tanıdık…
İlk defa Seligman (1973) tarafından ortaya atılmış olan öğrenilmiş çaresizliği, kısaca bir davranış ile bu davranışın sonucu arasında bir bağlantı olmadığını öğrenme sonucunda benzer durumlarda gereken davranışı yapamamak olarak tanımlayabiliriz. Bu kavramı, küresel olarak maruz kaldığımız ve halen daha kısmen de olsa içinde bulunduğumuz Covid-19 pandemisi kapsamında ele almak istedik. İlk başlarda ‘bizim evimize kadar girmez’ inancıyla başlayan, yakın zamanda çözüme ulaşacağı umuduyla belki de o kadar ciddiye almadığımız virüs, yaşadığımız bölgelere yayılmaya başladıkça yerini tekinsiz bir hayat akışına bırakmaya başladı. Sanki virüs yokmuşçasına davrandığımız, normal rutinimize sıkı sıkıya tutunduğumuz o bilindik, güvenli dönem, sokağa çıkma yasakları, maske takma zorunluluğu, evden çalışma düzenine geçilmesi gibi yeni yaptırımlarla, hali hazırda elde olan bir tedavinin olmaması gibi ürkütücü bir gerçekle bizleri tamamen alışkın olduğumuz güvenli hayat akışımızdan kopartmaya başladı.
‘Evde 1 günden fazla kalamam’ diyenlerin günlerce, haftalarca evde kaldığı, aynı odada 1 saatten fazla bulununca tartışmanın cereyan ettiği ailelerin saatlerce bir arada bulunduğu, sosyalleşmenin temel ihtiyaçlardan biri olduğu gerçeğinin tokat gibi yüzlerimize çarpıldığı bu pandemi sürecine, milyonlar olarak nasıl adapte olduk? En başta bahsi geçen o cam fanusun içindeki hayvandan ne ara farksız bir konumda kalır olduk?
Gittikçe azalan umutlar, her gün haberlerde maruz kalınan hasta ve ölü sayıları, çaresizce bulunması beklenen aşı, ruhsal çökkünlük ve içe kapanma hali, sonunun ne zaman geleceğini bilmediğimiz ucu açık tekinsiz bir süreç, hastalandığımız takdirde bizi nelerin beklediğine dair yoğun korku ve hepsi karşısında çaresizce hayatına devam etmeye çalışan bir insanoğlu… Cam fanus bir pandemi süreciyse, içinde umutsuzca var olmaya çalışan hayvan da bizler… Bir çıkış ön göremeyip, sonsuz bir döngüdeymişçesine yeni hayatlarımıza adapte olmaya çalışırken, belki de çıkış biletlerimiz var olmasına rağmen, uzun süredir içinde bulunduğumuz pandemi süreci, hayatın içindeki her alana, her gerçekliğe daha da kötümser, daha da çaresiz bakmamıza yol açtı…
‘Pandemi bitince yapacağım’ diye ertelenen aktiviteler, arkadaş buluşmaları, seyahatler, gezilip görülecek yerler, kişisel yatırımlar… hepsi sanki sonsuz bir süreliğine dondurulmuş ve bilinmezlik içinde gerçekleştirilmeyi bekleyen arzular olarak zihnimizin bir yerlerinde uçuştu…Sanki hep birlikte sadece hayatta kalmak ve varlığımızı sürdürmek için yaşayıp, diğer tüm gereksinim ve zevkleri askıya alıp, hali hazırda var olduğumuz zamanı bir nebze de olsa güzelleştirmek için insanüstü bir çaba sarf ettik. Resmen, içinde bulunduğumuz bu çaresizliği, bir kitaptan yeni bir kavram öğrenmişçesine öğrendik, sindirdik ve kabul ettik…Artık kontrol bizde değildi ve yapılabilecek en iyi şeyi yaptık: öğrendik ve kabullendik.
Pandemi; umutsuzluk, karamsarlık, kötümser duyguların varlığı , kişisel insiyatifle hayatı kontrol edememeye etkisiyle neredeyse çaresizlik duygusunun açığa çıkmasına etki edebilecek her koşulu barındırmasıyla yakın tarih içinde yaşanan zamanlardan biri oldu. Beklenmedik bir zamanda ortaya çıkıp, iş ve ekonomik kayıplar, aile ve sevdiklerimizle olan ilişkilere koyduğumuz zorunlu mesafelerle daha da zorlaşan bir dönem. Kimimizin çok daha yoğun yaşadığı ancak, var olan hiç kimsenin de muaf olamadığı bir süreç… Süreci atlatmış görünsek de ardından gelen yeni hayat, dönemin getirdiği duyguların güçlüğü, açığa çıkan psikolojik etkileri kimimiz için daha uzun dönemler devam edecek..Belki bir kısmımız için, hayatın zorluklarına ilave gelen bu süreç, çaresizlik duygusunun daha da ilerisine geçerek öğrenilmiş çaresizliğe dönüş yaptı.
Bu dönem sonrası , pek çok meslektaşımızın deneyimlediği, yardım ve destek alma isteğindeki artış, bir yanıyla artık destek alma ihtiyacı olan daha fazla insan olması gibi yorumlansa da, bir yanıyla da yaşanan duyguların konuşulabileceği, değerlendirilebileceği ve dönüştürülebileceğine dair inancın varlığını da göstermesiyle umut veren bir durum.

Bir yanıt yazın