Agresyonun Dönüşümü: Kendi̇ne Yönelmi̇ş Agresyon
“ İnsan türünün yazgısı söz konusu olduğunda, anahtar sorunun şu olduğunu düşünürüm: Kültürdeki ilerlemeler, insan türüne , kendisine özgü saldırganlık ve öz-yıkım itkilerinin toplu yaşam içinde yol açtığı bozuklukların üstesinden gelme olanağını tanıyacak mıdır?”
Sigmund Freud “ Uygarlığın Huzursuzluğu”
Agresyonun kelime anlamı, ‘saldırganlık’ olarak ifade edilir. Türk dil kurumuna göre; bireyin kendi düşünce ya da davranışlarını, dıştaki direnmelere karşın zorla karşısındakilere benimsetme çabası olarak tanımlanan saldırganlık eski dilde mütecavizlik, İngilizcede ise aggressiveness olarak yer almaktadır.
Karmaşık bir olgu olan saldırganlık; biyolojik, psikolojik ve sosyolojik açıdan ele alınabilen bir kavramdır.
Saldırgan davranışının ortaya çıkmasında sosyal çevre, aile, stres, psikolojik iyi oluşu yitirme gibi birçok faktör vardır.
Psikanalitik kurama göre saldırganlık temel bir dürtüdür, doğuştan gelir. Kişi, kendisini ve ötekini yıkıma uğratmaya yönelik bir dürtünün varlığıyla doğar. Saldırganlık, ölümün içgüdüsel konumundan dolayı aslında dürtülere gösterilen bir tepkiden ziyade, insan organizmasının yapısından kaynaklı olan ve kesintiye uğramayan bir uyarımdır.
Anna Freud’ un (1949) hüsran teorisine göre dürtüsel arzu doyuma ulaşmadığında ya da bu arzu çevre tarafından engellendiğinde saldırganlıkla yanıt verilir. Saldırganlık, insan gelişiminde temel bir güdüleyici olarak seksüaliteyle aynı statüdedir. Anna Freud’ a göre (1972) çocuğun nesne dünyasıyla ilişkisinde libidinal ve yıkıcı ögeler birbiriyle içiçedir ve pregenital gelişimin her evresinde saldırganlık, libidinal dürtüyle içiçe yer alır. Patolojik saldırganlıkta, saldırgan dürtüler libidinal dürtüler ile yeterince füzyon halinde değildir. Sevilen nesnenin kaybı, yetişkinlerden yeterince duygulanımsal karşılık alamama, duygulanımsal bağların kopması gibi nedenlerle duygulanımsal gelişimde yetersizlikler olabilir ve bu sebeple libidinal dürtülere bağlanamayan saldırganlık dışa vurulabilir .
Saldırganlık, her bireyde var olan ve yeterince iyi bir ruhsal işleyişle düzenlendiğinde kişi için ilerletici ve hatta başarıya götürebilecek bir güçtür. Saldırganlık iyi bir biçimde düzenlenemediğinde yıkıcılığa yol açabilir.
Freud’a göre cinsel ve agresif dürtülerin değişik işlevleri vardır. Cinsel dürtüler nevrotik semptompları oluştururken, agresyon dürtüsü ise kendine zarar verme ve kendini cezalandırma eğilimlerini meydana getirir. Agresyonun, normal yollardan ortaya çıkmasının engellendiği noktada, kendine zarar verme davranışı da ortaya çıkmaktadır. Kendine zarar verme davranışı için literatürde birçok terim kullanılmıştır; kendini yaralama (self-wounding), kendini kesme (self-cutting), kendini incitme (self-injury), kendini sakatlama (self-mutilation), tekrarlayıcı kendine zarar verme (repetitive selfharm), kasten kendine zarar verme (delibarete self-harm) kendi kendini yıkıcı davranış (self-destructive behavior) ve intihar amacı olmayan kendine zarar verme (non-suicidal self-injury) gibi. Kişinin dayanılmaz gelen duyguyu yansıtma çabasına; yaşam ve ölüm dürtüleri arasında bir uzlaşma sağlamaya çalışması da denebilir. Kişi ya tümden yok olacaktır, ya da sıkışmış agresyonunu kendine yönelterek hayatta kalacaktır.
Favazza, ‘ten’in, kişinin kendisini dış dünyadan ayırdığı bir sınır olarak adlandırır. Breton’a göre “deri” insanın öyküsünün sismografıdır. Dünyayla ilişki bağlamında anlamın geçiş yeridir. Ten/benlik sınırını (skin/self border) açıklarken, kişinin dış dünya ile kendisini ayıran ten üzerinde kontrol sahibi olduğunda, dış dünya ile kendisi arasında ‘dil’ aracılığıyla bir ilişki kuramadığında, bu ilişkiyi ‘ten’ üzerinden sağlamaya çalışır ki bu durum kişide duyguları üzerinde kontrol sahibi olduğu duygusunu uyandırır.
Kendini yaralama, duygusal çatışmaların, özellikle yıkıcı dürtülerin kendine dönmesi ve dış dünyaya yansıtılması olarak da ortaya çıkabilir. Öteki ile kendisi arasındaki bağlantıyı yöneten duyguyu kontrol etmeye çalışmak, sözel gücün hakim olamadığı durumda, en basit fizyolojik etmen olan ‘deri’nin devreye girmesine olanak tanır. “Ne kadar acı çektiğimi gör!” demek için fiziksel bir kanıta ihtiyaç duyan kişi, duygularının ‘var olduğunu’ ve bunların kanıtlanabilir olduğunu ispatlamak istercesine adeta çırpınır. Başka bir deyişle, yardım çağrısını dil aracılığıyla yapamayan birey, kendisini yaralayarak bu yardımı çağırır.
Bazen kişi, başkasına duyduğu ve karşı koymakta zorlandığı agresyonu, o kişiye zarar vermekten korktuğu için kendisine yöneltebilir. Eğer duygular dengede tutulamıyorsa, mazoşistik bir eylemle agresyon kişinin kendi bedenine yönelebilir. Kişi, agresyonu kendi bedenine yönelterek, geçici psikotik bozukluğa ya da intihara kadar gidebilecek durumlardan da kendisini kurtarma olanağı bulur…
Kendine zarar verme davranışı, tarihten günümüze kadar pek çok kültürde yer almıştır. Kral Oidipus eserinde, annesiyle olmak için babasını öldüren Oidipus’un yaşadığı utançtan sonra kendisini kör etmesi, Heredot’un “Tarihin Altıncı Cildi”nde psikotik bir Spartalı liderin vücudunu kesmesi gibi örnekler, geçmişten günümüze kadar popüler kültür içinde var olmaya devam etmektedir.
Freud’un “Yas ve Melankoli” (1915) makalesinde belirittiği gibi “Uzun zamandır, intihar eğilimi olup da başkalarına yönelik öldürücü dürtülerini kendine doğru çevirmemiş bir nevrotiğin var olmayacağını biliyoruz, ancak ne tür güçlerin karşılıklı etkileşiminin böylesi bir amacı infaza taşıyabildiğini açıklamamıştık. Bugün, melankolinin analizi, benliğin ancak dış dünyadaki nesnelere özgün tepkisini simgeleyen ve bir nesne ile ilişkili olan düşmanlığını kendine yöneltmesi, kısacası nesne kateksisine dönerek kendine bir nesne gibi davranması durumunda kendisini öldürebileceğini göstermektedir…Birbirine zıt durumlar olmakla birlikte güçlü bir aşk duyulduğunda da, intiharda da, tümüyle farklı yollarla da olsa benlik, nesne tarafından istilaya uğramaktadır.”
REFERANSLAR:
Brown MZ, Comtois KA, Linehan MM (2002) Reasons for suicide attempts and nonsuicidal self-injury in women with borderline personality disorder. J Abnorm Psychol, 111:198-202.
Canetto SS (1997) Meanings of gender and suicidal behavior during adolescence. Suicide Life Threat Behav,27:339-351
Portzky, G. & Van Heering, K. (2007). Ergenlerde kasıtlı kendine zarar verme. Current Opinion in Psychiatry Türkçe Baskısı, 3, 130-136.
Roy, A. (1978). Self-mutilation. Br Med Psychol, 51, 201-203. Aktaran: Aksoy, A. (2007) Kendine zarar verme davranışı. Editör Ögel, K. Riskli davranışlar gösteren çocuk ve ergenler. Alanda çalışanlar için bilgiler. Yeniden Sağlık ve Eğitim Derneği, İstanbul.
Suyemoto, K. L. & MacDonald, M. L. (1995). Self-cutting in female adolescents. Psychotherapy, 32, 162-171.
Şeyda Kutsal Kuru

Bir yanıt yazın